Şehitler Günü (18 Mart)

Forum kuralları
Forumlarımızda siyasi, dini yada toplumun hassasiyeti bulunan konulara değinmek yasaktır.

Şehitler Günü (18 Mart)

İleti delidolu » 18 Mar 2010, 11:30

“Çanakkale Zaferi,

Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir.

Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebeleri’ni kazandıran bu yüksek ruhtur.”

M. Kemal ATATÜRK
 
Kullanıcı avatarı
delidolu
AMBIENTE
AMBIENTE
 
İleti: 794
Kayıt: 10 Eyl 2008, 18:37
Nereden: Ankara
Arabanız: Octavia Collection'03 ULTRA ALL INCLUSIVE CONCEPT

İleti delidolu » 18 Mar 2010, 11:31


Kullanıcı avatarı
delidolu
AMBIENTE
AMBIENTE
 
İleti: 794
Kayıt: 10 Eyl 2008, 18:37
Nereden: Ankara
Arabanız: Octavia Collection'03 ULTRA ALL INCLUSIVE CONCEPT

İleti hetepe » 18 Mar 2010, 12:45

Paylaşım için teşekkürler, bir dirilişin başladığı tarih ve yer....
D ü n y a l ı l a r d a n t i s k i n i y o r u m (G.O.R.A.)
Dünya güzel sanıyordum...Kafam güzelmiş....
Kullanıcı avatarı
hetepe
RS
RS
 
İleti: 4255
Kayıt: 24 Arl 2007, 15:26
Ad Soyad: Engin '73
Nereden: Ankara
Arabanız: Fabia 1,4TDI HB '08 80 PS

İleti sainz » 18 Mar 2010, 16:15

Her sene 18 Mart' ta paylaşırım. Geleneği gene bozmayayım:
 


"ÇANAKKALE" DE ALMANLARIN NİYETİ”


Yrd. Doç. Dr. İsmet GÖRGÜLÜ
Başkent Üniversitesi


 


 


GİRİŞ


Çanakkale Zaferi ile övünürüz. Hakkımızdır. Bu zafer için verdiğimiz normal üstü insan kaybımızla da üzülürüz. Üzülürüz ama genelde bunu savaşın bir gereği gibi görür ve kabulleniriz. Acaba bu savaş, verdiğimizden daha az insan kaybı ile sonuçlandırılamaz mıydı veya neden bu kadar fazla insan kaybettik, gibi soruların üzerinde durmayız. Bunun hesabını sormayız.

8,5 ay süren Çanakkale Muharebeleri'nde, yaklaşık 4 yıl süren Kurtuluş Savaşında kaybettiğimiz insanın 10 katını kaybettik. Çanakkale'de büyük bir zafer kazandık ama Çanakkale'de kaybettiğimizin 10'da biri ile Türk neslinin hayatını, vatanını ve bağımsızlığını kurtardık. Dolayısıyla Çanakkale'deki kaybımız normal değildir, normal üstüdür, aşırıdır.

Aşırı insan kaybımıza sebep de, Çanakkale Muharebeleri'nde Türk ordusunun içinde yer alan az sayıdaki Alman komutanlar ve başta bu muharebeleri yöneten Alman Ordu komutanıdır.

Alman komutanlar zaferin bedelini ağırlaştırmışlardır. Türk ordusunun daha fazla kayıp vermesine sebep olmuşlardır. 5. Ordu Komutanı Alman Liman Paşa, uyguladığı savunma şekli ile, Gelibolu Yarımadası'nı, üzerine arıların üşüşmesini sağlayacak bal peteğine çevirmiştir. Karşılığında yarım milyon İngiliz, Fransız askerini bu petekte tutmuştur ama bunun bedelini Türk'e kanıyla ödetmiştir.

Liman Paşa'nın Türk komutanların hazırladığı savunma planını değiştirerek, düşmanın kıyıya çıkmasına imkan vermesi ve sonrasında da Alman tümen ve kolordu komutanlarının hiçbir taktik esasla bağdaşmaz şekilde, olur olmaz, gece gündüz, sık sık karşı taarruzlar yaptırmaları, Türk'ün aşırı kayıp vermesinin esas nedenidir. Çünkü bu karşı taaruzlar düşman makinalı tüfeklerinin biçici ateşlerine karşı yapıldı. Her bir karşı taarruz 5-10 bin Türk'ü alıp götürdü. Çanakkale'de taarruz eden düşman olmasına rağmen, Türk ordusu düşmandan 4-5 kat fazla taarruz etti.

Türk ordusu Türk komutanların hazırladığı savunma planı ile bu muharebeye başlasaydı, "Çanakkale" birinci günde "18 Mart"ta ki gibi, İngiliz ve Fransız'ın yenilgisi ile sonuçlanırdı. Böyle olunca da Suriye-Filistin ile Irak cephelerinden kuvvet çekmeye, Kafkas cephesinin zararına düzenlemeler almaya gerek kalmaz ve bu cephelerdeki kuvvetler zayıflamamış olurdu. En önemlisi de, on kere Türk Kurtuluş Savaşı yapacak sayıda kayıp verilmemiş olunurdu.


ALMANLAR'IN NİYETİ
Alman'ların Çanakkale Muharebeleri'nde güttükleri niyeti, belgelerde, kaynaklarda açık olarak görmeyi beklememek gerekir. Çünkü bir devlet di

İYİ şoför, herhangi bir durumda, iki şoförden birinin durması, ya da yavaşlaması gerekiyorsa, 'Hak, kural' falan demeden, ilk davranan, arabasının kaderini başkasına bırakmayandır.
Kullanıcı avatarı
sainz
ELEGANCE
ELEGANCE
 
İleti: 1460
Kayıt: 26 Eyl 2006, 15:33
Ad Soyad: Uğur AKAR
Nereden: İstanbul (Avr.)
Arabanız: SEAT Ibiza 1.2TSI DSG N

İleti xMEGANx » 18 Mar 2010, 18:57

Ufak bir düzeltme yapayim..!! 18 mart ÇANAKKALE DENİZ ZAFERi olarak geçer.. // Savaş ilk olarak denizde başlar gece döşenen mayınlarla daha sonra karaya taşınır.. neyse herkeze zaferimiz kutlu olsun nice zaferlere Sosyal/Siyasal.. Herkeze aracı ve ailesiyle mutlu yıllar mutlu 18 martlar..!!
-Peugeot 307 Makyajlı 1.6 HDI Comfort Alp Beyaz //
-PΞUGΞФТ З07

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
* B O S S
*Skoda Tutkunu *Octavia Hayranı *Elegance Zevki
Kullanıcı avatarı
xMEGANx
SCOUT
SCOUT
 
İleti: 2356
Kayıt: 05 Şub 2010, 19:34
Ad Soyad: MEHMET ÖZCAN
Nereden: İstanbul (Avr.)
Arabanız: Peugeot 307 Yeni Kasa Beyaz 1.6 HDI / 34 EU 8105

İleti sedil » 18 Mar 2010, 20:13

Çanakkale
Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki
dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden
yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık
bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği
vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan
kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ,
yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi,
hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla
beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler
rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû,
kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil
istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar
gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup
karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa
hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra
mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir
mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden
zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her
siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında
cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce
adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş
tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol,
çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor
zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden
seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde
gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan
mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik
tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat
kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü
te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i
müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu
göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu
çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte
çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana,
dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup
tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne
güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten
ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor
tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar
gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem,
sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni
ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi
diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra
gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün
ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi
kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş
kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi
tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen
mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem
hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en
sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin
hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir
çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer
ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana
gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu
sedil
Yeni Üye
Yeni Üye
 
İleti: 1
Kayıt: 30 Oca 2009, 00:46


Genel Sohbet ve Paylaşım



Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir