AĞIR VASITA ARAÇLAR İÇİN MUTLAKA ÇÖZÜM

Forum kuralları
Forumlarımızda siyasi, dini yada toplumun hassasiyeti bulunan konulara değinmek yasaktır.

AĞIR VASITA ARAÇLAR İÇİN MUTLAKA ÇÖZÜM

İleti dursu » 22 Nis 2013, 16:36

Saygı değer Skodam ailesi;,
Öncelikle hepinize selamlar,az önce izlediğim ve sürekli karşıma çıkan bir konuyu açmak ve yetkililere ulaşıncaya kadar hep birlikte hareket etmek için bu konuyu açmış bulunuyorum.Konu Ağır vasıta araçlarının malumunuz yüksekte oldukları için önünde ve alçak olan herhangi bir cismi görememeleri,bu hayvan olabilir otomobil olabilir en önemlisi insan olabilir çok zor durumda kalıyorlar.Yetkililerden bu durumu çözmelerini istiyorum çabamda bunun üzerine.http://video.haber7.com/video-galeri/28775-kamyon-anne-ve-oglunu-boyle-ezdi linklte paşlaştığım çok acı verici ve bir okadarda çaresiz bir durum.Bu durumu çözebilecek bir algılayıcı veya bir sensör bulup bir an önce araçlara takılmasını rica ediyorum..Kelimelerle anlatılamayacak bir durumdayım.Konunun akışına göre devamını getireceğim.Hayırlı günler......
 
İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur.
Kullanıcı avatarı
dursu
CLASSIC
CLASSIC
 
İleti: 119
Kayıt: 13 Mar 2011, 15:27
Ad Soyad: HARUN YIMAZ
Nereden: Bilecik
Arabanız: OKTAVİA 2013

İleti mustklc » 22 Nis 2013, 17:12

bu iş ancak teknolojiyle çözülür. basit bir park sensörünü aracın önüne koymak yeterli. mühendis değilim ama kolayca çözülebilecek böyle teknik hatalar da canımı sıkıyor.
WEB TABANLI ÇÖZÜMLER:
http://www.webkod.com/
BLOG:
http://www.webkod.com/blog/
Kullanıcı avatarı
mustklc
SCOUT
SCOUT
 
İleti: 2939
Kayıt: 06 Tem 2010, 19:13
Konum: Kırşehir
Ad Soyad: Mustafa KILIÇ
Nereden: Kırşehir
Arabanız: Skoda Fabia 1.4 TDI Classic

İleti tarık » 22 Nis 2013, 20:24

aleyküm selam tebrik ederim cok güzel bi konuya imza attiniz kesinlikle sensör yada ayna şart hatta aracin arkasinin tam ortasinda dursanda görünmüyor koskoca tirlarin bile arkasinda sensör yok.
tarık
CLASSIC
CLASSIC
 
İleti: 150
Kayıt: 15 Mar 2012, 11:17
Ad Soyad: koymatlı
Nereden: Tekirdağ
Arabanız: favorid 135 lx

İleti hakangemini » 23 Nis 2013, 09:43

Teknoloji kullanarak kazanın bir miktar önüne geçilebilir, ama tümüyle değil. Burada hem yayanın hem sürücünün dikkatsizliği var. Sürücü herhalde solunu gözlüyor ve sağdan gelen olup olmadığına bakmıyor. Şehir içi trafiğine girmesi de ayrı bir sorun. Yaya da kamyonun dibinden değil de 1-2m önünden geçmeliydi. Daha doğrusu yaya kaldırımı vb. uygun olan yerden geçmeliydi. Tabi bunun bilincinde olarak davranabilseydi tedbirli davranmış olacaktı. Şoför de sağını solunu, önünü iyice kontrol edip hareket etseydi tedbirli davranmış olacaktı. Şoför de ben bugün birisine öldüreyim diye evden çıkıp direksiyon başına geçmedi. Tedbirsizlik ve dikkatsizlik. Bu tabi sebebi. Takdir-i ilahi. Allah rahmet etsin, anneye de şifalar ve sabır ihsan etsin.

Bunun üzerine Azrâil aleyhisselam endişeye kapılarak dedi ki:
– Ya Rab, kulların bana küsmeyecekler mi? Zira benim elimle ölecekler?
Rabb’imizin irşadı şöyle oldu:
– Ben ölümlerine perdeler koyacağım. Bana sen perde olacaksın, sana da hastalıklar, kazalar, musibetler perde olacak. Çoğu insanlar sebepleri görecek, onlarda kalacaklar, seni ilk anda, ön planda bulmayacaklar...
Kullanıcı avatarı
hakangemini
AMBIENTE
AMBIENTE
 
İleti: 314
Kayıt: 25 Arl 2011, 19:17
Ad Soyad: HB
Nereden: Düzce
Arabanız: 2003 Octavia Business

İleti lestat » 23 Nis 2013, 14:00

Tıra sensör taksan ne olucak. Adamlar artık şoförlüğe laf gelmesin diye midir nedir. Abs'ye bile "gereksiz. acemiler için " falan diyorlar. gel sen bu adam yaya koruma sensörünü anlat.
Memleketimin şoförü Şoför yayası yaya olsa bunların hiçbiri olmaz ya neyse
Kullanıcı avatarı
lestat
AMBIENTE
AMBIENTE
 
İleti: 379
Kayıt: 28 May 2012, 15:00
Ad Soyad: Hakan ÖZLER
Nereden: İzmir
Arabanız: Fabia Elegance

İleti paranoia » 01 May 2013, 12:09

Harun Bey . şu basit paylaşım platformunda gösterdiğiniz hassasiyeti devletin ilgili kurumları da gösterse bu ülkede her şey hallolur. Ama devlet dediğiniz şey vatandaşı için vardır. O parti gelmiş bu parti gelmiş şu seçilmiş bu seçilmiş ile devlet geleneği değişiyorsa o zaman o ülkede yaşayan insanların canları Allahıma emanet demektir. Benim canımı koruyamayan devlet benim zaten malımı da hakkımı da hukukumu da hiç bir şeyimi koruyamaz. Hangi teknolojik yatırımı yaparsanız yapın merkezinde insan varsa o işin sulanma ihtimali var demektir. İşte devlet o zaman bana lazım. Sulandıranla kurala uyanı ayıracak. Bunun için kurala uyanın hakkını koruyacak. Sulandırana da öyle bir ceza verecek ki aklında sulandırmaya niyeti olanlar durup şöyle bir adam gibi düşünüp ona göre karar verecek. Tır şoförlerinin kaç tanesi ilkokul mezunu bana birisi söyleyebilir mi ? Bakın orta lise üniversite demiyorum. ilkokuldan bahsediyorum . Sakın yanlış anlaşılmadan bir konuya parmak basayım. Hayat okulu her türlü okuldan üstündür . Eğitim cahilliği alır eşşeklik baki kalır o ayrı ; kendini yetiştirmiş hiç bir insana hiç bir konuda sözüm yok. Peki trafikte dolaşan yayalarda durum nasıl eğitim açısından bir de onu söyleyin ? Şu güzel ülkem ve bu topraklar dünyanın hiç bir yerinde yok ama insanlar o kadar kadük bırakılmışlar ki artık bambaşka bir toplum düzen sistem var bunun içinde hep iyiler telef oluyor. Ne sürücü öldürmek istiyor ne de anne aracın altına bilerek atıyor ama ikisi de olabilecekleri ön göremiyor. ön göremedikleri için de önleyemiyorlar. Bir konu acayip sinirimi bozuyor. Adam kalkmış sollama yasağı olan yerde sollama yapmış ve karşıdan gelen adama çarpmış. Buna kaza diyoruz. Alkollü araba kullanırken uçmuş ailesi ölmüş kaza diyoruz. Kırmızı ışıkta geçmiş ve yeşil ışıkta geçen yayaya çarpmış kaza diyoruz. Ben kazayı şöyle tanımlıyorum. Kendi yolumda kendi şeridimde yasal hız sınırlarında alkolsüz arabada herkesin emniyet kemeri takılı ; oğlum çocuk koltuğunda ; arabada teknik açıdan hiç bir problem olmamasına rağmen bir anda önüme yolun kenarından bir köpek fırlıyor ve buna çarpıyorsam olsa olsa ancak bu kaza olur. Gerisi laf-ı güzaf ! Ve meşhur sözle de bitirelim. Eğitim şart !
paranoia
AMBIENTE
AMBIENTE
 
İleti: 476
Kayıt: 31 Arl 2010, 15:12
Ad Soyad: Nuri Şalk
Nereden: İzmir
Arabanız: Octavia 1.6 TDI DSG Otomatik 2011 Makyajlı Ambient

İleti sainz » 01 May 2013, 12:44

paranoia yazdı:...sollama yasağı olan yerde sollama yapmış ve karşıdan gelen adama çarpmış. Buna kaza diyoruz. Alkollü araba kullanırken uçmuş ailesi ölmüş kaza diyoruz. Kırmızı ışıkta geçmiş ve yeşil ışıkta geçen yayaya çarpmış kaza diyoruz...

İşte bunlara kaza değil de cinayet gözüyle bakmaya başladığımız gün belki bir şeyler değişir. O da belki.
İYİ şoför, herhangi bir durumda, iki şoförden birinin durması, ya da yavaşlaması gerekiyorsa, 'Hak, kural' falan demeden, ilk davranan, arabasının kaderini başkasına bırakmayandır.
Kullanıcı avatarı
sainz
ELEGANCE
ELEGANCE
 
İleti: 1460
Kayıt: 26 Eyl 2006, 15:33
Ad Soyad: Uğur AKAR
Nereden: İstanbul (Avr.)
Arabanız: SEAT Ibiza 1.2TSI DSG N

İleti hakangemini » 01 May 2013, 12:49

Devlet değil ama iktidarı elinde tutan yöneticilerin ve memurların çoğu adil değil. İstisnalar kaideyi bozmuyor.

Ben Nuşirevan’dan Daha Âdilim!

Halife Hz. Ömer zamanında, Mısır valisi olan Amr b As, Mısır'ı bayındır bir ülke yapmak için imar çalışmalarına başlar. Bunun için İskenderiye şehrinden başlamak üzere, öncelikle caddelerin genişletilmesine ihtiyaç vardır. Plan yapılıp işe başlanır.

Çalışma ilerledikçe yol üzerine denk gelen evler ve araziler, sahiplerinin razı oldukları paralar ödenerek istimlak edilmekte ve yollar genişletilmektedir.

Bir gün yol çalışması bir yahudinin evinin bulunduğu yerde kesilir. Yolun genişletilmesi için yahudinin evinin yıkılması gerekmektedir. Yahudi ise evini terk etmek istemez.

Görevliler yahudiyi ikna etmek için çok çaba sarfederler. Fakat yahudi evini terketmemeye kararlıdır. Durum Amr b As'a intikal ettirilir. Vali yahudiyle bizzat görüşür. Fakat o da ikna edemez. Bunun üzerine hiddetlenir ve bedelini fazlasıyla verdikten sonra ”tabii ki seni o evden çıkarırım” der.
Yahudi durumu Halife Ömer'e arzedeceğini söyler. Amr b As da ”sen bilirsin” der

Yahudi yola koyulur ve bir zaman sonra Medine'ye varır. Rastladığı bir adama halifenin sarayının nerede olduğunu sorar. Adam halifenin sarayının olmadığını söyler. Yahudi şaşırır, zira Mısır'daki valisinin bile sarayı varken, yedi düvele hükmeden şahsın bir sarayı yoktur! Öyleyse halifeyi nasıl bulabileceğini sorar. Adam halifenin evine gitmesini söyler ve yolu tarif eder

Yahudi tarif edilen yere varır. Gayet basit, mütevazi bir evdir burası. Diğer evlerden bir farkı yok. Kapıyı çalar, Hz. Ömer’in kızı Hz. Rukiyye kapıyı açar. Yahudi, halifeyle görüşmek isteğini bildirir, Hz. Rukiyye de halifenin evde olmadığını, belki mescid civarlarında olabileceğini söyler.

Yahudi geri dönüp halifeyi aramaya başlar. Hava çok sıcaktır ve yahudinin mecali de tükenmiştir. Mescide vardığında bir duvarın gölgesinde başını bir tuğlaya yaslamış, elbisesi eski, hırkası yamalı, uyumakta olan birine rastlar. Ayağıyla dürterek adamı uyandırır.Adam:
- Ne istiyorsun, diye sorar.

Yahudi:
- Müminlerin emirini arıyorum. Onu mutlaka bulmam lazım, der

Adam:
- İşte buldun, der. Müminlerin emiri benim!

Yahudi inanmaz. Bu yabancı olduğu yerde, bu garip insanların arasında halifeyi bulma ümidi azalmaktadır. Bu sırada oradan birkaç kişi geçer. Adamlar o eski elbiseli, hırkası yamalı adamı saygıyla selamlarlar. O da büyük bir tevazu ve vakarla karşılık verir. Böylece yahudi, yanındaki adamın halife olduğuna kanaat getirir. Hz. Ömer’in yanına diz çöker, rahatsız ettiği için özür diler.

Hz. Ömer:
- Rahatsız etmedin. Ne istiyorsan söyle, der.

Yahudi bunun üzerine hikayesini anlatır. Hz. Ömer dikkatle dinledikten sonra:
- Sen haklısın, der. Biz de kimsenin malını satmaya zorlamak yoktur. Değerinden fazla bedel vermek de bu hareketi haklı kılmaz.

Sonra etrafına bakınır. Bir kemik parçası görür. Onu alır ve üzerine ”Nuşirevan bizden daha mı âdildi? Ben Nuşirevan’dan daha âdilim!” diye yazar. Sonra bunu yahudiye uzatıp:
- Bunu al, Amr'a götür, der.

Yahudi, halifenin kendisini başından savdığını düşünür. Çaresiz, kemik parçasını alır.

Ertesi gün Mısır'a doğru yola koyulur, İskenderiye'ye gelir. Valiye çıkmaya gerek duymadan evine gider. Davasından ümidini kesmiştir. Sarayı, tacı-tahtı olmayan bir hükümdarın kemik üzerine yazılmış bir sözünden sonuç çıkmayacağını düşünür.

Amr b As ise yahudinin İskenderiye'ye döndüğünden haberdardır ve halifenin kararını merak etmektedir. Birkaç gün sonra yahudiyi çağırtır ve halifeyi görüp görmediğini sorar. Yahudi gördüğünü ve konuştuğunu söyler.

Vali:
- Ne söyledi, diye sorar. Bunun üzerine yahudi kemik parçasını çıkartır ve uzatır:

- Hiç! Bunu Amr'a götür dedi, der.

Amr b As, kemiği alır ve üzerindeki yazıyı okur ve birden sapsarı kesilir. Gözleri dalmış bir vaziyette bir süre hareketsiz kalır:

- Tamam, evini almaktan vazgeçtik, der.

Yahudi bir kez daha şaşkındır. Sıradan görünümlü birinden, devlet işleriyle hiç bağdaşmayan, kemik üzerine yazılı bir söz,Mısır'ı yöneten birini nasıl böyle etkiler?

- Ey emir, bu sözün sırrı nedir? Bir emir bile ifade etmeyen bir söz sizi kararınızdan nasıl vazgeçirdi, diye sorar.

Amr b As, anlatır:

Henüz cahiliye zamanıydı. Ben ve Ömer Mekke'de yaşar ve ticaretle meşgul olurduk. Sermayemiz fazla değildi. Ortaklaşa alabildiğimiz malları devemize yükler, uzak yerlerde onları satar, kârını paylaşırdık.

Bir seferinde İran'ın Medayin şehrine gittik. O zamanlar İran'ın kisrası adaletiyle meşhur Nuşirevan idi.

Mallarımızı satıp bir handa konakladık. Hancı bize devemizi koruyabileceğini, paralarımızı da kendisine emanet verebileceğimizi söyledi. Biz, yabancı bir ülkede paramızı emanete vermeyi düşünmüyorduk. Devemizi de ayrı bir ücret ödememek için hanın avlusuna bağladık.

Ertesi gün satmayı düşündüğümüz malları alıp Mekke'ye geri dönecektik. Ancak sabahleyin uyandığımızda yastığımızın altındaki para çalınmıştı. Baktık ki, devemiz de çalınmış. Yabancı bir memlekette ortada kalmıştık.

Hancının yakasına yapıştık ama nafile Hancı:

- Ben size her şeyinizi emanet etmenizi söylemiştim ama kabul etmediniz, dedi.

Haklıydı. Ben boynumu büktüm. Ama Ömer durumu Nuşirevan'a götürmeye kararlıydı. Nuşirevan öğleye kadar devlet işleri ile meşgul olur, öğleden sonra da halkın şikayetlerini dinlerdi. Öğleden sonra Nuşirevan'la görüşüp başımıza gelenleri anlattık.

Nuşirevan:
- Demek yastığınızın altından paranızı çaldılar. Peki be adamlar, paranız yastığın altındayken siz uyuyor muydunuz? Uyanık kalıp paranıza sahip çıksaydınız ya, diye çıkışınca ben cevap veremedim.

Ama Ömer başını kaldırıp pervasızca:
- Evet efendim, biz uyuyorduk. Çünkü sanıyorduk ki siz uyumuyorsunuz, deyiverdi.

Ömer'in kralı kızdırmış olmasından korktum. Nuşirevan biraz düşündü. Acaba bize ne gibi ceza verecek diye düşünürken:

-Ey Arap, galiba sen haklısın. Memleketimde bulunan herkesin rahatça, huzur içinde uyuyabilmesi için benim uyanık olmam lazımdı, dedi.

Biraz sustu, sonra bir haftaya kadar olayın sorumlularının ortaya çıkarılacağını söyleyip bizi gönderdi. Bu arada bir haftalık konaklama masraflarımızı da karşılayacağını söyledi.

Bir hafta sonra saraya gittik. Nuşirevan bizi huzuruna çağırttı. İçeri girince devemizi gördük. Hem şaşırmış hem de sevinmiştik. Sonra para kesemizi de bize uzattı ve bununla ne yapacaksınız? diye sordu. Biz de, memleketimizde satmak için kumaş, ıtriyat gibi şeyler alacağımızı, iki gün sonra da yola çıkacağımızı söyledik.

Nuşirevan:
- Şehirden çıkarken, biriniz şehrin iki kapısından biri olan Güneş Kapısı'ndan, diğeriniz de Ay Kapısı'ndan çıkın, diye bizi tenbihledi.

İşlerimizi bitirdikten sonra yola koyulduk. Ömer Güneş Kapısı'na, ben de Ay Kapısı'na yöneldim. Dışarı çıkarken, kapının üzerinde süslü elbiseler içinde birinin asılmış olduğunu gördüm. Yakından bakınca onun şehrin güvenliğinden sorumlu olan Şahnepehlev olduğunu anladım. Kapıdaki nöbetçiye:
- Bunu neden asmışlar, diye sordum.

Nöbetçi:
- Tahkikat sonucunda hırsızlarla birlikte çalıştığı öğrenildi. Çaldıklarının bir kısmı ele geçirildi. Kendisi de ibret için buraya asıldı, dedi.

Dehşet içinde oradan uzaklaştım ve Ömer'le buluştum. Ona gördüklerimi anlattım. O da bana Güneş Kapısı üzerinde güzel giyimli bir gencin asılmış olduğunu gördüğünü, nöbetçilere onun kim olduğunu sorduğunu ve Nuşirevan'ın oğlu olduğunu söylediklerini anlattı. Meğer, Şahnepehlev ile Nuşirevan'ın oğlu ortak olup, bu hırsızlarla işbirliği içindeymişler. İbret olsun diye ikisi de şehrin iki kapısına asılmışlar. Bu hadiseyle Nuşirevan'a niçin âdil denildiğini daha iyi anlamış olduk.

Amr b As susar. Sonra:
- Ey adam, anladın mı şimdi, Ömer'in bana bunu niçin yazdığını? Nuşirevan, mecusi olduğu halde adalet uğruna kendi oğlunu bile feda etti. Halife, Biz Nuşirevan kadar âdil değil miyiz ki, sen cizyesini ödeyen, emanımız altında bulunan birine böyle davranıyorsun? demek istiyor. Vazgeçtik, yoksaÖmer'in adaleti bizi mahveder.

Hazreti Ömer'in gönderdiği kemiğin üzerinde sadece şu iki kelime yazılı idi:

-Ben Nuşirevan'dan daha âdilim!..
Kullanıcı avatarı
hakangemini
AMBIENTE
AMBIENTE
 
İleti: 314
Kayıt: 25 Arl 2011, 19:17
Ad Soyad: HB
Nereden: Düzce
Arabanız: 2003 Octavia Business

İleti dursu » 01 May 2013, 16:42

Bu konu belkide birbaşlangıçtır ''dışarıya üflenen bir nefesin fırtınaya dönüşmesi gibi'' ve bizler nefesimizi bu gibi konulara çözüm bulmak için sarfedersek , yapıcı fikir ve eleştirilerle ulaşmak istediğimiz noktaya ulaşırız. Bence İnsan endeğerli varlıktır...Bu değerin kalitesini hep birlikte yükselte bilirizi.Saygılarımla.
İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur.
Kullanıcı avatarı
dursu
CLASSIC
CLASSIC
 
İleti: 119
Kayıt: 13 Mar 2011, 15:27
Ad Soyad: HARUN YIMAZ
Nereden: Bilecik
Arabanız: OKTAVİA 2013


Genel Sohbet ve Paylaşım



Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 6 misafir